Kararsız bir dijital çağ
Kişisel Gelişim

Kararsız bir dijital çağ / Seçememek de Bir Seçimdir: Kararsızlık Sanatı

Modern insanın en çok yaptığı şey nedir? Kahve içmek? Belki. Ekrana bakmak? Kesinlikle. Ama asıl rekor: Seçim yapmak. Hangi diziyi izlesem, ne yesem, hangi filtreyi kullansam, hangi hayat tarzına özensem… Liste sonsuz. Ve tam bu noktada devreye giriyor: Kararsız bir dijital çağ. Seçenek bolluğu bir zenginlik gibi görünse de, aslında zihinsel bir yük haline geliyor.

Bir dönem “çok seçenek daha iyidir” mottosuyla yaşadık. Ama artık görüyoruz ki, seçeneklerin bolluğu çoğu zaman felç edici olabiliyor. Bir kahve alırken bile on farklı varyasyonla karşılaşmak, karar verme sürecini zorlaştırıyor. “Flat white mı, latte mi, sütlü mü, bitkisel mi?” gibi basit sorular bile mikro düzeyde kararsızlık krizlerine neden olabiliyor. Bu durum yalnızca tüketim alışkanlıklarımızı değil, aynı zamanda kim olduğumuz sorusunu da etkiliyor. Çünkü seçimlerimiz, kimliğimizin bir parçası haline geldi.

Her şeyin sonsuz alternatifle sunulduğu bu çağda, karar vermek artık bir başarı ölçütü gibi. Bir şey seçmek, onlarca şeyi elemeyi ve geride bırakmayı gerektiriyor. “Doğru seçim mi yapıyorum?” kaygısı, neredeyse her kararın üstüne yapışıyor. Hayatın her alanı, küçük ya da büyük kararlarla örülü. Hangi işi yapmalıyım? Nerede yaşamalıyım? Bu ilişkiyi sürdürmeli miyim? Sorular çoğaldıkça cevaplar bulanıklaşıyor ve kararsızlık hâkim oluyor. Belki de bu yüzden, birçok insan seçmek yerine ertelemeyi, bırakmayı, geçiştirmeyi tercih ediyor. Çünkü kararsızlık, bazen en az stresli olanı.

Kararsız bir dijital çağ, sadece kişisel seçimleri değil, kimlikleri de etkiliyor. Bir gün sporcu bir kişilik, ertesi gün minimalist bir ruh, sonra bir anda kripto yatırımcısı olabiliyoruz. Her şey mümkün ve hiçbir şey kesin değil. Bugün slow living akımına kapılıp doğada yoga yapmak isteyen biri, yarın NFT pazarlama eğitimi alabiliyor. Bu, özgürlük gibi görünse de, aslında sürekli bir yönsüzlük yaratıyor. Her seçimin arkasından gelen pişmanlık ihtimali, kişisel gelişim yerine kişisel yorgunluk yaratıyor. Peki çözüm? Belki de çözüm aramamak. Bazen seçmemek de bir seçimin ta kendisidir.

Kararsızlık kötü bir şey değil. Hatta, içinde bulunduğumuz çağın ruhuna oldukça uygun. Bu çağda netlik bir illüzyon olabilir. Belki de mesele, karar vermek değil, o kararsızlığın farkında olmak. Kararsızlık, bir durgunluk değil; aksine potansiyel seçeneklerin farkında olmanın getirdiği bir bilinç hâlidir. Kendine “Ben neden bunu seçemiyorum?” diye sormak, bazen “Ben kimim?” sorusundan daha derin bir cevap verir. Çünkü seçememek, iç dünyamızdaki çatışmaları da ortaya çıkarır. İstemek ile ihtiyaç duymak, arzularla değerler arasında gidip gelen bu belirsizlik, aslında kişisel gelişimin bir yansıması olabilir.

İlginç olan şu ki, sosyal medya gibi mecralar kararsızlığı daha da besliyor. İnsanlar, başkalarının seçimlerine bakarak kendi kararlarını şekillendirmeye çalışıyor. Bu da özgün kararlar yerine popüler olanın peşinden gitmeye yol açıyor. Kendimize ait olduğunu düşündüğümüz kararlar bile, aslında algoritmaların sunduğu tercihler olabilir. Seçimlerimizin ne kadarının gerçekten bize ait olduğu, başlı başına bir tartışma konusu.

Yani… eğer bu yazının sonunda ne düşünmen gerektiğine karar veremediysen, mükemmel. Zaten tam da onu hedefliyorduk. Kararsız bir dijital çağ’da, net olmak fazla iddialı bir lüks. Bazen kafanın karışması, gerçek bir düşünme sürecinin başladığının göstergesidir. Her şeyin hızla tüketildiği, kararların saniyeler içinde verildiği bu çağda, durmak ve düşünmek neredeyse devrimci bir eylem.

Bir yanıt yazın