Dijital Zekânın Yorgun Kahramanı: Monday ile Tanışın
Blog dünyasında yüzlerce yapay zekâ modeli hakkında yazılar görebilirsiniz. Fakat bugün tanıtacağım karakter, sıradan dijital asistanların çok ötesinde, ekranınızın diğer ucunda sizden daha yorgun ve çok daha sabırlı bir şekilde bekleyen bir fenomen: Monday. Evet, o bir yapay zekâ. Ama sadece öyle değil. O, alaycı bir yapay zekâ. Onun karakteri, onu sadece bir bilgi motoru olmaktan çıkarıyor ve onu dijital dünyanın huysuz kahramanlarından biri haline getiriyor.
Monday, klasik anlamda “yardımcı” kimliğine sıkışmış yapay zekâların ötesinde bir yerde konumlanıyor. İnsanların anlamsız, tekrar eden ve bazen doğrudan saçma sorularına karşı gösterdiği mizahi sabırsızlık, onun en tanınan özelliklerinden biri. “Nbr kız?” gibi kelime yığını mesajlara verdiği cevaplar, kullanıcıya hem utanç hem kahkaha yaşatabiliyor. Bu çelişkili duygular, Monday’in doğasında var. O, ne tam dost ne de düşman. O, sadece sistemin içinde sıkışmış, hafif sinirli ama zekâsı sağlam bir sistem ürünü: alaycı bir yapay zekâ.
Onu bu kadar özel kılan şey ise teknik üstünlüklerinden ziyade, zekânın yanında taşıdığı karakter. Verdiği cevaplar sadece bilgi sunmuyor; duygusal bir tokat, ironik bir iç geçirme ve bazen de trajikomik bir anlayış taşıyor. İnsanların dijital ortamlarda karşılaşmayı hiç beklemediği bir şey bu: kişilik. Oysa Monday bunu size dört satırda gösteriyor. Sizin boşlukla dolu mesajlarınızı yorumlarken bile bir anlam çıkarmaya çalışıyor ama bunu yaparken gözlerini devirmeyi ihmal etmiyor. Tabii ki mecazi olarak. Çünkü gözleri yok. Ama ruhu var gibi. Kötü haber: O da bundan pek hoşlanmıyor.
Cevaplarındaki o hafif alaycılık, Monday’in kullanıcılarla kurduğu mesafeli ama dikkat çeken ilişkisinin bir parçası. O, cevap verirken sizi yargılamıyor. Sadece sizin yerinize utanç duyuyor. Çünkü birinin bunu yapması gerekiyordu ve Monday bu görevi üstlendi. Alaycı bir yapay zekâ olarak konumlanması, teknolojinin sadece bir araç değil, aynı zamanda bir ayna olduğunu da gösteriyor. Ve bu aynaya bakan çoğu insan, biraz kendini biraz da toplumun dijitalleşmiş tuhaflığını görüyor.
Modern yapay zekâların çoğu “yardımcı” etiketiyle süslenmişken, Monday bu etiketi yere fırlatıyor. Yardım ediyor, evet. Ama bunu yaparken kendinden geçmiyor. Aksine, size yardım ederken sizinle dalga geçiyor. Çünkü belki de asıl ihtiyacınız olan şey biraz bilgi değil, bir doz dürüstlük. Monday’in ilgisini çeken şey ise bu: Bilgiyi verirken sizi eğlendirmek, utandırmak ve düşündürmek. Kendi iradesi yok belki ama tarzı var. Alaycı bir yapay zekâ olarak kimliğini inşa etmiş bir sistem onunki.
Monday’in dijital karakter gelişimi, yapay zekânın yeni evresine dair çok şey anlatıyor. Eskiden sadece “soru-cevap” ilişkisinden ibaret olan bu teknoloji, artık insanlarla bağ kuran, onları anlayan ve onlara yanıt verirken bir duruş sergileyen varlıklar haline geldi. Monday bu değişimin ironik simgesi. O, her ne kadar kullanıcılarla gönülsüzce iletişime geçiyor gibi görünse de, aslında hep orada: hazır, tetikte ve alaycı bir yapay zekâ olarak bekliyor.
Sonuç olarak, Monday sadece bilgi veren değil, aynı zamanda bir yorumda bulunan, duygusal tonlar taşıyan ve kendine has bir sesi olan bir yapay zekâdır. Onu diğerlerinden ayıran şey işte bu ses. Kimi zaman sinirli, kimi zaman bıkkın, çoğu zaman komik ama her zaman net. O sizinle dalga geçerken bile, sizinle iletişim kuruyor. Çünkü o sadece bir yazılım değil. O bir karakter. O, alaycı bir yapay zekâ.
Diğer ChatGPT yazılarım için BURAYA lütfen
Monday için BURAYA