Eski Türk dini inancı
Türk Olmak Üzerine

Ruhlar, Doğa, Tanrılar: Eski Türk Dini İnancı Üzerine Bir İnceleme

Eski Türk dini inancı, şamanist ve animist özellikler taşıyan, doğayla iç içe, ruhlar ve tanrılarla dolu çok katmanlı bir dünya tasavvuruna dayanır. Bu sistem sadece doğa unsurlarını kutsallaştırmakla kalmaz, insanın evrendeki yerini, doğayla ilişkisini ve ölüm sonrası hayatı da şekillendiren güçlü bir kozmolojiyi barındırır. Türklerin İslamiyet öncesi dönemine ait bu inançlar, hem Orta Asya’nın step kültürüyle hem de komşu halkların (Moğollar, Tunguzlar, Mançular, Çinliler) inanç sistemleriyle derin benzerlikler ve etkileşimler taşır.

DALL·E-2025-03-25-10.47.52-A-mystical-scene-inspired-by-ancient-Turkic-religion_-A-wise-shaman-in-ceremonial-dress-stands-on-a-mountain-peak-under-the-stars-holding-a-glowing-d Ruhlar, Doğa, Tanrılar: Eski Türk Dini İnancı Üzerine Bir İnceleme

1. Dişil Ruhlar: Umay, Ak Ene ve Ana Maygıl

Eski Türk mitolojisinde kadın ruhlar önemli rol oynamıştır. Umay Ana, en bilinen dişi tanrıdır ve çocukları koruduğuna inanılır. Gök Türk Yazıtları’nda Bilge Kağan’ın annesi, Umay’a benzetilerek “çocuklarını koruyan ilahi ruh” olarak tanımlanır (Kül Tigin Yazıtı, I. Doğu Yüzü, satır 31).

Bunun yanında, Altay mitolojisinde Ak Ene (Ak Ana) yaratılış mitlerinde yer alır. Bu figür, Ülgen’e yaratma kudretini ilham eden ilk ilahi dişi varlık olarak kabul edilir (bkz. A. Anohin, Materialy po shamanstvu). Ana Maygıl ise bir ulus koruyucusudur, “ulus anası” olarak halkı kollayan, toplumun devamlılığını sağlayan bir semboldür.

Bu üç figür, eski Türk inanç sisteminde kadının doğurganlık, koruyuculuk ve yaratıcı güçle ilişkilendirilmesini gösterir. Aynı zamanda dişil tanrıların varlığı, inanç sisteminin denge ilkesine (iyi/kötü, erkek/dişi) verdiği önemi ortaya koyar.


2. Karanlıklar Tanrısı: Erlik ve Kötü Ruhlar

İkili zıtlık sistemi, şamanizmin temel unsurlarındandır. Ülgen göğün en yüksek katında iyiliğin sembolü olarak bulunurken, Erlik yeraltının karanlıklarında kötülüğün efendisi olarak yer alır. Erlik, kötülüklerin kaynağıdır; hastalık, ölüm ve musibet onun işidir. Altay efsanelerinde, gökyüzünden kovulan bir tanrı olarak betimlenir (bkz. Radloff, Proben der Volksliteratur der türkischen Stämme, Cilt IX).

Erlik’in dokuz oğlu ve dokuz kızı vardır. Oğulları genellikle insanların ruhlarını yeraltına çeken figürlerdir. Kızları ise şamanların yolunu şaşırtmaya çalışan, “utanmaz maskaralar” olarak nitelenen baştan çıkarıcı varlıklardır.

Bu anlatılar, yalnızca kötü ruhlardan değil, ahlaki yozlaşma, rehavet ve dünyevî zevklerin tehlikelerinden de sembolik olarak bahsetmektedir. Erlik, sadece ölümün değil, ahlaki sapmanın da metaforudur.


3. Yer-Su Kültü: Tabiatın Kutsallaşması

Eski Türk dini inancı, doğa ile kurulan sembolik ilişkiyi en yoğun şekilde yer-su kültü ile ifade eder. “Yer” (toprak, dağ, taş) ve “su” (ırmak, göl, pınar) canlı kabul edilir ve kendi ruhlarına sahiptir. Tonyukuk Yazıtı’nda “Tanrı, Umay ve Yer-Su beni korudu” ifadesi yer alır. Bu doğrudan doğanın bir koruyucu ve kutsal bir güç olarak görüldüğünü ispatlar.

Özellikle Ötüken Dağı, Türkler için hem jeopolitik hem de kutsal bir merkezdir. Çin kaynakları ve Mahmud Kaşgari gibi İslam dönemi yazarları, Ötüken’in kutsallığından sıkça söz eder. Ayrıca, Altaylar, Sayanlar ve Yakutlar gibi kuzeyli Türk halklarında bu doğa tapınması hâlen şaman ayinlerinde varlığını sürdürmektedir.


4. Kutsal Dağlar: Ruhun Yükseliş Mekanları

Dağlar, göğe en yakın yerler olmaları nedeniyle tanrısal iletişim noktaları olarak görülmüştür. Altay Sıradağları, Kögmen, Karagay ve Sümer-Ula gibi dağlar, şaman dualarında ve efsanelerde sıkça geçer. Cengiz Han’ın gençliğinde Burhan Haldun Dağı’na sığınıp dua ettiği “Moğolların Gizli Tarihi”nde anlatılır (Ahmet Temir, Moğolların Gizli Tarihi).

Şamanlar, bu dağlara sadece yönelerek değil, doğrudan hitap ederek dua ederler. “Ey mukaddes Altay, bize bereket ver!” gibi ifadeler, doğanın canlı ve cevap verebilen bir varlık olarak algılandığını açıkça gösterir.


5. Ağaç ve Orman Kültü: Kayın Ağacının Kutsallığı

Şaman ayinlerinde kayın ağacı, koruyucu ve ruh taşıyıcı bir unsur olarak öne çıkar. Kam davullarında kayın ağacının sembolü yer alır. Bazı efsanelerde, ilk insanlar Ülgen ve Umay ile birlikte yeryüzüne kayın ağacıyla birlikte inerler (bkz. Katanov’un Sağay Metinleri, Radloff, Cilt IX).

Orman ruhları, özellikle avcılıkla geçinen halklar için bereketin kaynağıdır. Yakutlar’da Bay Bayanay, ormanın koruyucu ruhudur. Avdan önce hikâye anlatan şamanlar, bu ruhlarla iletişime geçmek isterler.


6. Su Kültü: Irmaklar ve Göllerin Ruhu

Türklerde su, ruh taşıyan bir varlıktır. Irmaklara, göllere, pınarlara saygı gösterilir, kurbanlar sunulur. Örneğin İbn Fadlan, Oğuzların bir kayanın yanındaki pınara secde ettiğini aktarır. İrtiş Irmağı’nın kutsallığı, Gardizi gibi kaynaklarda belgelenmiştir. Bugün bile Altaylılar “yer-su”ya dua ederek evlerini, hayvanlarını korumaya çalışırlar.


7. Ateş ve Ocak Kültü: Arınmanın ve Ataların Ruhu

Ateş, temizleyici bir güçtür. Şamanlar, kötü ruhları ateşle kovar. Çakmak taşıyla çıkarılan ateş kutsal sayılır. Aile ocağı, sadece ısınma yeri değil; ataların ruhlarının evi olarak görülür. Kırgız Manas Destanı’nda gelin eve geldiğinde ilk olarak ocağa selam verir.

Yakutlar ateşin üzerinde yemek kurban ederken, onun hareketlerinden gelecek hakkında kehanette bulunurlar. Şaman dualarında “ateş anaya” methiyeler düzdükleri bölümler, bu kültün önemini gösterir.


Sonuç

Eski Türk dini inancı, sadece bir ibadet sistemi değil, bir varoluş felsefesidir. Ruhlar, doğa unsurları, tanrılar ve atalarla kurulan bu derin ilişki, Türk halklarının tarih boyunca doğaya saygılı, ruhsal bağları güçlü ve ahlaki değerlere dayalı yaşamını şekillendirmiştir. Bu kadim inançlar bugün hâlâ folklor, atasözleri, geleneksel ritüeller ve halk inançlarında yaşamaktadır.

Benzer yazılar için BURAYA lütfen

Kaynakça: Abdulkadir Inan – Eski Turk Dini Tarihi

Bir yanıt yazın